AYASOFYA

Dünyanın 8. harikası olarak gösterilen Ayasofya; mimarlık ve sanat tarihi bakımından dünyanın en önde gelen anıtlarından biridir. Doğu Roma İmparatoru Justinianos tarafından, 537 yılında, dönemin iki önemli mimarı olan Tralles’li Anthemios ile Miletos’lu İsidoros’a yaptırılmıştır.

916 yıl kilise olan yapı, 1453 yılında Fatih Sultan Mehmed tarafından İstanbul’un fethiyle camiye çevrilerek, 482 yıl cami olarak kullanılmıştır. Osmanlı döneminde yapılan eklemelerle külliyeye dönüşmüş ayrıca çeşitli dönemlerde onarım ve güçlendirme çalışmaları yapılmıştır. Atatürk’ün emri ve Bakanlar Kurulu’nun kararı ile  1935 yılında Ayasofya müze olarak kapılarını ziyarete açmıştır. Sesli rehberlik hizmetinin de sunulduğu müze, Pazartesi hariç haftanın her günü ziyarete açıktır.

Ayasofya mimari yönden incelendiğinde orta nef denilen büyük bir orta mekân, kuzey ve güneyde yer alan iki yan nef, doğu ucunda yer alan apsis ve batı kısmında kapıların yer aldığı iç ve dış nartekslerden meydana gelmiştir. 7.500  m2’lik bir yüzölçümüne sahip Ayasofya iki katlı bir yapıdır.

Binaya batı kısmındaki, avlunun bulunduğu kapılardan girilmektedir. Ana kapıdan girilen ilk galeri “dış narteks” olarak adlandırılmaktadır.

Dış narteks ana giriş kapısının sağındaki duvarda Sultan Abdülmecid’in Tuğrası sergilenmektedir. (Sultan Abdülmecid’in Mozaik Tuğrası)

Dış narteksten iç narteks denilen ikinci galeriye 5 kapı ile geçilmektedir.

Üst kata çıkılmayıp binadan dışarı çıkılmak istendiğinde iç narteksin güney ucundaki kapıdan çıkılmaktadır.  Vestibül Kapısı olarak adlandırılan bu kapı üzerinde Ayasofya’nın en önemli figürlü mozaiklerinden biri olan Sunu Mozaiği yer almaktadır.

İç narteksten ana salona 9 kapı açılmaktadır. Ana salona açılan ortadaki ana kapıya, yalnızca imparatorlara mahsus olduğundan “imparator kapısı” adı verilmiştir. Kapı üzerinde VI. Leon Mozaiği yer almaktadır.

Ayasofyanın ana mekânı paye ve sütunlarla, orta, güney ve kuzey nef olmak üzere üç nefe ayrılmış durumdadır.

Orta nefin ortasında ağırlığı dört paye üzerine oturtulmuş, payelere geçişin pandantiflerle sağlandığı ana kubbe yer almaktadır. Ayasofya’nın mimarisindeki en önemli yenilik, orta mekâna hâkim olan kubbenin büyüklüğü ve yüksekliğidir. Kazasker Mustafa İzzet Efendi tarafından, ana kubbenin alanına Nur suresinin 35. ayeti yazılmıştır.

Pandantifler üzerinde birbirilerine tam eş olmayan dört melek figürü işlenmiştir.( Kubbe Melek Tasvirleri)

Ana mekânın duvarlarında asılı olan 8 adet büyük yuvarlak hat levhaları Kazasker Mustafa İzzet Efendi tarafından yazılmıştır. Bu hat levhalarının İslam Dünyası’nın en büyük hat levhalarından olduğu bilinmektedir. (Büyük Hat Levhaları)

Orta nefin kuzey kenarını oluşturan çift katlı sütun dizisinin üzerindeki duvarda Ortodoks Kilisesi patriklerinin mozaikleri bulunmaktadır. (Tympanondaki Patrik Mozaikleri)

Orta nefin iç nartekse yakın kısmında bulunan iki adet yekpare mermerden yapılmış küp, Hellenistik döneme ait olup, Sultan III. Murad tarafından Bergama antik şehrinden getirtilerek Ayasofya’ya hediye edilmiştir. (Mermer Küpler)

Kuzey nefde “terleyen sütun” ya da “dilek sütunu” olarak adlandırılan bronz levhalar ile kaplı, ortası oyulmuş bir sütun yer almaktadır.  (Dilek Sütunu)

Güney nefte I. Mahmud Kütüphanesi bulunmaktadır. Yapıdaki en önemli Osmanlı eklentilerinden biri olan kütüphanede kullanılan çiniler 16- 18. yüzyıllar arasında üretilmiş İznik, Kütahya ve Tekfur Atölyeleri’ne ait en güzel örneklerdendir. (I. Mahmud Kütüphanesi’ndeki Çiniler)

Güney galerinin orta kısmında, mermer korkulukların üzerinde Vikinglerden kalma bir yazı bulunmaktadır. (Viking Yazısı)

Güney neften binanın doğu kısmının ucundaki mihrabın yer aldığı apsise geçilirken “müezzin mahfili” yer almaktadır.

Müezzin mahfilinin hemen yanında zeminde, kenarları çitle çevrilmiş kare biçimli bir alan göze çarpmaktadır. Burası, Doğu Roma döneminde, İmparatorların törenle taç giydikleri yer olan, Bizanslılarca dünyanın merkezi olarak kabul edilen, Yunanca’da “yerin göbeği” anlamına gelen omphalion’dur.

Apsisin sağında yer alan minber, III. Murad devrine ait olup, Osmanlı dönemi 16. yüzyıl mermer işçiliğinin en güzel örneklerindendir.

Apsisin solunda yer alan hünkâr mahfili, yapıya Sultan Abdülmecid dönemi’nde 1847-1849 yılları arasında yapılan restorasyonlar sırasında eklenmiştir.

Apsisin en üst kısmında yer alan, kucağında çocuk İsa’yı tutan Meryem Ana mozaiği, Ayasofya’da İkonaklazma döneminden sonra yapılmış, ilk figüratif tasvirli örneği teşkil etmesi açısından önemlidir. (Apsis Mozaiği)

Apsis kemerinin sağında Gabriel, solunda ise Mikhael mozaiği bulunmaktadır. (Apsisdeki İki Melek)

Ayasofya’nın 19. yüzyılda yenilenen mihrabı; mermerden yapılmıştır. Mihrabın iki yanında Kanuni Sultan Süleyman devrinde yapılan Macaristan seferinde, Macar Kralı I. Matyas’ın saray kilisesinden getirilen şamdanlar yer almaktadır.

Mihrabın sağ duvarında Osmanlı sultanları II. Mahmud, III. Ahmed ve II. Mustafa tarafından, sol duvarında ise, dönemin ünlü hattatları tarafından yazılmış hat levhaları bulunmaktadır.(Mihrap Kısmındaki Hat Levhaları)

Mihrabın arkasında, duvarı boydan boya kuşak şeklinde saran çini kuşak üzerinde, celî sülüs hat ile Bakara suresinin 255. ayeti “Ayetü’l Kürsi” yazılıdır. Mihrabın sol tarafında bitkisel desenli çini pano, sağ tarafında ise Kabe ve Hz. Muhammed’in Türbesini tasvir eden iki çini pano yer almaktadır. (Mihrap Çevresindeki Çiniler)

Üst kata alt kattaki iç narteksin batı ucunda yer alan bir kapıdan geçilerek çıkılmaktadır. Güney üst nefte, Doğu Roma resim sanatında Rönesans’ın başlangıcı olarak kabul edilen “Deisis” sahnesinin yer aldığı mozaik pano bulunmaktadır. (Deisis Kompozisyonu)

Bir başka mozaik panoda, İmparator IX. Konstantinos Monomakhos ve İmparatoriçe Zoe betimi yer almaktadır. (Zoe Mozaiği)

Kuzey üst nefin sağ tarafındaki duvarda imparator Aleksandros’un mozayiği bulunmaktadır. (İmparator Aleksandros Mozaiği)

AYASOFYA DIŞ MEKAN ÖZELLİKLERİ

Payandalar

Ayasofya’nın duvarları, kubbesinin ağırlığı dolayısıyla, dışa doğru açılma tehlikesi göstermiştir. Önce Doğu Romalılar, ardından da Osmanlılar yapının dışından payandalar yaparak, kubbenin baskısını önlemişlerdir. Ayasofya’nın 24 adet payandası bulunmaktadır.

Minareler

Güneydoğu’da bulunan tuğla minare üslup bakımından incelendiğinde Fatih Sultan Mehmed veya II. Bayezid dönemine tarihlendirilebilmektedir. Bab-ı Hümayun tarafındaki minarenin, Edirne’deki Selimiye Camii minarelerine benzerliğinden dolayı II. Selim döneminde Mimar Sinan tarafından yapılmış olabileceği düşünülmektedir. Güneybatı ve kuzeybatı yönündeki eş minareler ise, Sultan III. Murad zamanında yine Mimar Sinan tarafından yapılmıştır.

Ayasofya Padişah Türbeleri

Ayasofya’nın güneydoğusu’nda, Osmanlı sultanlarına ait türbeler yer almaktadır. Sultan II. Selim Türbesi’nin içi, 16. yüzyılın en güzel çinileri ile bezenmiştir. Sultan III. Murad Türbesi’nin iç kısmı da 16. yüzyıl İznik çinileri ile süslüdür. Burada bulunan mercan kırmızısı renkteki çiniler, sadece Osmanlı devrinde, İznik Çini atölyelerinde bir nesil tarafından üretilmesi bakımından önemli olup, bu çinilerin yapılış sırrı daha sonra bulunamamıştır. Sultan III. Mehmed Türbesi’nin içi, 17. yüzyılın başına tarihlenen İznik işi çinilerle süslenmiştir. Padişah türbelerinden başka burada Sultan III. Murad’ın çocuklarına ait Şehzadeler Türbesi yer almaktadır.(Padişah Türbeleri’ndeki Çiniler)

Muvakkithane

Sultan Abdülmecid zamanında, 1853 yılında yapılan muvakkithane, muvakkithaneler içerisinde en güzel ve en görkemli örneklerden biridir. Yapı günümüzde Müze Ofisi olarak kullanılmaktadır.

Sebiller

Ayasofya bünyesinde iki adet sebil bulunmaktadır.

Bunlardan biri, Ayasofya’nın Vestibül Kapısı’ndan avluya çıkıldığında sağda,  mermer kaplamalı olan sebildir.

Ayasofya’da Osmanlı klasik sebil mimarisi örneğini yansıtan ikinci sebil ise, Sultan İbrahim   tarafından, Ayasofya’nın dış avlusundaki duvarın güneydoğu köşesine yaptırılmıştır. Üç penceresi olan sebilin pencereleri mermer oymalıdır.

Şadırvan

Sultan I. Mahmud tarafından 1740 yılında yaptırılan Ayasofya Şadırvanı, Osmanlı mimarisinin bir şaheseri olup, İstanbul’daki en büyük ve en güzel şadırvanlardan biridir. Mukarnas başlıklı sekiz mermer sütun ve sekiz kemerin üzerine yerleştirilmiş kubbe ve saçakla örtülüdür.

Sıbyan Mektebi

Ayasofya’nın güneybatı avlusu içerisinde yer alan Sıbyan Mektebi, Sultan I. Mahmud tarafından 1740 yılında yaptırılmıştır.  2010 yılı Aralık ayında, bakım ve düzenleme çalışmalarının ardından “Ayasofya Araştırma ve Dokümantasyon Birimi ve Sıbyan Mektepleri Fotoğraf ve Sergi Salonu”na dönüştürülmüştür.

İmarethane

Ayasofya İmarethanesi, Sultan I. Mahmud tarafından 1743 yılında Ayasofya’nın kuzeydoğusuna, yoksul ve kimsesizlere yiyecek dağıtmak için yapılmış hayır kurumudur.   İmarethanenin Bab-ı Hümayun tarafına bakan büyük merasim kapısı barok üslubun, İstanbul’daki en güzel örneklerindendir.

Hazine Binası

Ayasofya’nın kuzeydoğu köşesinde yer alan yuvarlak ve üstü kubbeli yapı Doğu Roma döneminde kutsal eşyaların saklandığı Hazine Dairesi, Osmanlı Döneminde ise Ayasofya İmarethanesi’nin erzak deposu olarak kullanılmıştır.

Fatih Medresesi

Fatih Sultan Mehmed, Ayasofya’yı camiye çevirdikten sonra yapının kuzeybatısına odalar, darülhadis ve 150 talebenin kaldığı bir medrese yaptırmıştır. Bu medresede ünlü Türk âlimi Ali Kuşçu müderrislik yapmıştır. 1924 yılına kadar kullanılan yapı, 1936 yılında yıkılmıştır.

 

 

Ziyaret Saatleri

YAZ SEZONU
15 NİSAN - 1 KASIM ARASI
09.00 - 19.00
KIŞ SEZONU
1 KASIM - 15 NİSAN ARASI
09.00 - 17.00

İLETİŞİM

Sultanahmet Mh., Ayasofya Meydanı, Fatih/İstanbul
Tel:(0212) 522 1750