Topkapı Sarayı

400 yıla yakın bir zaman Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetim merkezi ve ikametgahı olarak kullanılan Topkapı Sarayı,  günümüze kalan sarayların en eskisi ve genişidir.

İstanbul fatihi II. Mehmet tarafından 1458-1478 tarihleri arasında yaptırılmış, kendisinden sonra gelen padişahların da zaman içerisinde yaptırdıkları bazı ilavelerle genişlemesi 19. yy.’a kadar devam etmiştir.

Saray, Sultan Abdülmecid’in saltanatı zamanında, 19. yüzyılın devlet protokolü ve merasimlerine ilişkin ihtiyaçları karşılamakta yetersiz kalması gerekçesiyle 1854 yılında Boğaziçi’nde yaptırılan Dolmabahçe Sarayı’na geçilmesiyle birlikte eski önemini kaybetmiştir. Ancak saltanat hazinesi, Mukaddes Emanetler ve imparatorluk arşivinin Topkapı Sarayı’nda muhafaza edilmesine ve bazı geleneksel tören ve kutlamaların burada yapılmasına devam edilmiştir. Osmanlı saltanatının 1922’de kaldırılmasından sonra, Topkapı Sarayı, 3 Nisan 1924’te Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle müzeye dönüştürülmüştür. Sesli rehberlik hizmetinin de sunulduğu müze, Salı günleri hariç haftanın her günü ziyarete açıktır.

Topkapı Sarayı’na, Ayasofya tarafında bulunan ve “Bâb-ı Hümâyûn” adı verilen ana kapıdan girilmektedir. Kapının üzerinde Ali b. Yahya es-Sûfi tarafından yazılmış kitabesi yer almaktadır

BİRİNCİ AVLU / ALAY MEYDANI

Bâb-ı Hümâyun’dan girildiğinde Birinci Avlu’ya ulaşılmaktadır.

Avlunun sol tarafında, Odun Ambarı Ocağı, Hasırcılar Ocağı bulunmaktaydı. 19. yüzyıl sonunda inşa edilen idare-karakol binası ile arkasındaki Patrikhane Sarayı’nın günümüze ulaşan kalıntıları ve günümüzde de görülebilen Aya İrini Kilisesi ve Darphâne-i Âmire avlunun sol tarafında yer almaktadır.

Patrikhane Sarayı Kilisesi olarak inşa edilen Aya İrini, bu avludaki en eski yapıdır. 4. yy’ın başlarında I. Constantinus zamanında yapılmıştır. Bizanslıların patrikhane şapeli diye niteledikleri Aya İrini, İstanbul’un fethinden sonra Topkapı Sarayı‘nı çevreleyen Sur-ı Sultani içerisinde kalmış, bu yüzden camiye çevrilmediği için önemli bir mimari değişiklik olmamıştır.

Burada saray’ın marangozluk, kitap ciltleme, kitapların tezhibi, deri işleri gibi ince işçilikleri yanında dış devletlere gönderilecek hediyelerin hazırlandığı hünerverân atölyesi, 19. yüzyılda saray terk edilince devletin sikkelerinin basıldığı darphâneye dönüştürülmüştür.

Avlunun sağ tarafında ise Maliye Nezareti, Enderun Hastanesi, saray için ekmek ve simit imal eden fırınlar, Has Fırın Camii ve görevlilerin kaldığı mekânlar, II. Mahmud devri çeşmesini içeren erken devir bir su terazisi yer almaktaydı.

Birinci Avlu’nun en ilginç köşelerinden biri de Cellat Çeşmesi ya da diğer adıyla “siyaset çeşmesi”’dir. Bâbüsselâm’dan girmeden evvel sağ tarafta bu yapı görülmektedir. Saray’ın odunlukları da yine bu bölgede yer almaktaydı.

Sarayın ilk yapısı Çinili Köşk ve Arkeoloji Müzeleri de birinci avludadır.

İKİNCİ AVLU / DİVAN MEYDANI

Asıl saray bölümüne girişi sağlayan ve Orta Kapı da denilen, Bâbü’s-Selâm adındaki iki kuleli kapı, Topkapı Sarayı’nın ve Osmanlı İmparatorluğu’nun ihtişamının bir simgesi olmuştur. Bu kapıdan sadece padişah atıyla girebilir, sadrazamlar ve diğer devlet erkanı atlarından inerlerdi. Saray kadınları ise saltanat arabaları ile geçerlerdi.

Kapının üzerindeki iki kule, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılmıştır. Bu kulelerin içinde, yabancı elçilerin saray’a girmelerine müsaade edilinceye kadar misafir edildikleri Kapıcıbaşı Ağası’nın odası da bulunmaktadır.

Saray’ın ikinci avlusu olarak 1460’larda inşa edilen Dîvân Meydanı, devlet yönetiminin gerçekleştirildiği, devletin temsil edildiği bir tören alanıdır. Cülus diye tabir edilen tahta geçiş, bayramlaşma, elçi kabulü ve yeniçerilere 3 ayda bir maaş verme törenlerinin yapıldığı bu meydanın sağ tarafındaki revakların arkasında Saray Mutfakları yer almaktadır. Topkapı Sarayı Müzesi’nin en değerli koleksiyonlarından birini, Matbâh-ı Âmire’de Japon porselenleri ile birlikte sergilenmekte olan Çin porselenleri oluşturmaktadır. 10.000’den fazla özgün ve değerli parçanın bulunduğu bu koleksiyon, Çin dışındaki en büyük porselen koleksiyonu olması, 13. yüzyıldan 20. yüzyıl başına kadar kesintisiz uzanan tarihi ve ihraç porselenlerin gelişimini göstermesi sebebiyle büyük önem taşımaktadır. Mutfakta Helvâhane bölümünde Bakır ve Tombak Eserler sergilenmektedir. Bu gruptaki eşyalar arasında leğen-ibrik takımları, gülsuyu kabı olan gülabdanlar, tütsülük olarak kullanılan buhurdanlar, fincan zarfları, şerbetlikler, su güğümleri, sütlük, küçük servis tepsileri, kapaklı kâseler, çorba tasları, kahve ibrikleri, kepçeler ve sefer tasları bulunmaktadır. Koleksiyonda ayrıca, taştan yapılmış mutfak kapları, mermer havanlar, renkli taşlardan yapılmış küçük tabaklar, servis tepsileri, şekerlikler ve şerbet kadehleri de vardır. Şerbethane ve Helvâhane’de sergilenmekte olan İstanbul Cam ve Porselenleri seksiyonunda yaklaşık 2000 civarında eser bulunmaktadır. Burada, Beykoz camı ve çeşm-i bülbüller ile eser-i İstanbul ve Yıldız damgalı Osmanlı porselenleri sergilenmektedir. Mutfak bölümünde daha önceleri sergide olan Osmanlı ve Avrupa Gümüşleri ile Avrupa Porselen ve Camları şu an sergide değildir.

Meydanın sol tarafında Dîvân-ı Hümâyun toplantılarının yapıldığı Kubbealtı ve sarayın tek kulesi olan, adaletin bu divanda sağlandığını temsil eden Adalet Kulesi bulunmaktadır.

Kubbealtı’nın yanında silah koleksiyonunun sergilendiği Dış Hazine binası yer almaktadır. Topkapı Sarayı Müzesi’nin Arap, Emevi, Abbasi, Memlük, İran, Türk, Kırım-Tatar, Hint, Avrupa ve Japon kültürlerine ait 52.000 adet silahtan oluşan koleksiyonu, 1300 yıllık geniş bir zaman dilimini kapsayan örnekleriyle, dünyanın bu alandaki sayılı koleksiyonlarından biridir. Bu bölümde yer alan Fatih Sultan Mehmed, II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim, III. Mehmed, I. Ahmed gibi birçok Osmanlı padişahı, sadrazam ve üst düzey devlet adamlarına ait silahlar, ince işçilikleri ve bezemeleriyle göz doldurmaktadır.

Avlunun bu köşesinde Harem dairesinin Arabalar Kapısı, revakların arkasındaki alt kotta ise Zülüflü Baltacılar Koğuşu ile Has Ahır Avlusu görülmektedir.

Avluda, Bâbü’s-Selâm’ın solunda Sultan III. Ahmed döneminde yapılmış olan iki çeşme, sağında ise Sultan III. Selim dönemine ait bir namazgâh ile erken Bizans dönemine ait devasa sütun başları yer almaktadır. Bâbü’s-Selâm’dan Bâbü’s-Saâde’ye giden Padişah Yolu üzerinde bulunan, Bizans devrine ait sarnıç ile Kubbealtı’na giden Vezir Yolu üzerindeki selam taşları da dikkate değerdir.

ÜÇÜNCÜ AVLU / ENDERUN AVLUSU

Enderun Avlusu, kale içindeki bir iç kale gibidir. Kârgir yapılarla çevrelenmiş olan avlunun kapıları kapatıldığında, buraya girilmesi mümkün değildir. Yaklaşık dokuz dönümlük alana sahip avlu, daha çok koğuşların bulunduğu bir mekândır.

Bâbü’s-Saâde’den girilen Enderun Avlusu’nda ilk karşılaşılan yapı Arz Odası’dır.

Arz Odası’nın hemen arkasına düşen yerde, avlunun ortasında III. Ahmed Kütüphanesi yer almaktadır. Avlunun sağ yanında, devlet adamı yetiştiren “saray üniversitesi” niteliğindeki Enderun Mektebi ile Meşkhâne, Seferli Koğuşu, Sultan II. Selim dönemine ait bir hamam kalıntısı ve bugün saray hazinelerinin sergilendiği Fatih Köşkü yer almaktadır. Çok büyük maddi, manevi ve tarihi değere sahip olmalarının yanı sıra, her biri birer sanat eseri niteliğinde olan saray hazinesinin büyük bir bölümünü, elçi kabullerinde, sultanların evlenme merasimlerinde, doğumlarda ve şehzadelerin sünnet düğünlerinde padişahlara takdim edilen hediyeler oluşturmaktadır. Hazinede bulunan bu hediyelerden bazıları dünyanın dört bir yanından getirilmiş olan hediyelerken, bazıları da yerli sanatkârların padişahlara sunmuş oldukları ve karşılığında onlardan ihsan ve destek görmelerini, yeni siparişler almalarını sağlamış olan eserlerdir. Hz. Osman’ın kılıcı ve dünyaca ünlü kaşıkçı elması da bu bölümde, dördüncü hazine odasında sergilenmektedir. Avlunun sağ tarafındaki bölümlerde segilenen koleksiyonlardan biri de Osmanlı padişah elbiseleri koleksiyonu. Osmanlı kumaş sanatının en zengin örneklerini içeren padişah elbiseleri koleksiyonunda, 15. yüzyılın ikinci yarısından 20. yüzyılın başlarına kadarki sürece ait padişah ve şehzade kıyafetleri bulunmaktadır.

Üçüncü avlunun sol yanında Mukaddes Emanetler‘in sergilendiği ve saklandığı dört kubbeli Has Oda yani Hırka-i Saadet Dairesi bulunmaktadır. 16. yüzyıldan 20. yüzyılın ilk yarısına kadar toplanan mukaddes emanetlerin en önemlileri arasında Hz. Muhammed’in hırkası, sakal-ı şerifi, Uhud Savaşı’nda kırılan dişinin saklandığı mahfaza, ayak izleri, mektupları, mührü, ok ve kılıcı, kabe anahtarları, kabe oluğu, hacerü’l-esved mahfazası yer almaktadır. Diğer peygamberlere ve ashabına ait emanetlerin arasında ise Hz. İbrahim’in tenceresi, Hz. Musa’nın Âsâsı, Hz. Dâvud’un Kılıcı, Hz. Yusuf’un Cübbesi, sahabelere ait kılıçlar ile Hz. Fatıma’ya ait gömlek, hırka, seccade ve sandık yer almaktadır.

Hırka-i Saadet Dairesi’nin hemen bitişiğinde Padişah Portreleri’nin sergilendiği Has Oda Koğuşu bulunmaktadır. Padişah portreciliği açısından son derece değerli olan bu koleksiyon, Osmanlı Devleti’nin 1299 yılında kuruluşundan itibaren hüküm süren 36 padişahın gravür, yağlıboya, suluboya ve fildişi üzerine boyama gibi çeşitli tekniklerde yapılmış olan portrelerinden zengin örnekler sunmaktadır.

Hırka-i Saadet Dairesi ve Has Oda Koğuşu’nun bitişiğinde günümüzde yazma eserler kütüphanesi olarak hizmet veren Ağalar Camii, Bâbü’s-Saâde’nin iki yanında Büyük ve Küçük Oda Koğuşları, Akağalar Koğuşu ve Kuşhâne, karşıda ise Hazine Koğuşu, Silahdar Hazinesi (Kutsal Emanetler çıkış bölümü)  ve Kilerli Koğuşu ( bugünkü müdüriyet binası) bulunmaktadır.

DÖRDÜNCÜ AVLU / SOFA-İ HÜMÂYÛN

Has Oda’nın çift sıra sütunlu geniş revağının açıldığı yer, Sofa-i Hümâyun ya da Mermer Sofa olarak bilinen terastır. Çiçek bahçesi ve havuzlu mermer terastan oluşan bu mekân, Topkapı Sarayı’nın gözde mekânlarından biridir. Mermer Sofa’da Sünnet Odası, İftariye Kameriyesi, Revan Köşkü ve Bağdat Köşkü yer almaktadır.

Mermer Sofa’dan üç metre uzunluğundaki bir merdivenle Sofa-i Hümâyun’a inilmektedir. Sofa Köşkü ile Hekimbaşı Kulesi’nin bulunduğu bu yer, aynı zamanda çiçek bahçesidir. Buradan Marmara Denizi yönünde inilen son terasta ise Mecidiye Köşkü ve Esvap Odası ile Sofa Camii yer almaktadır.

HAREM

Topkapı Sarayı’nın önemli bölümlerinden birini oluşturan, sultanların aileleri ile birlikte yaşadığı Harem Dairesi, 16. yüzyıldan 19. yüzyıl başlarına kadar çeşitli dönemlerin mimari üslup özelliklerini yansıtması sebebiyle mimarlık tarihi açısından son derece önemli bir komplekstir. Günümüze ulaşabilen İslam saraylarındaki benzerleri arasında bu açıdan öne çıkan Topkapı Sarayı Harem Dairesi, saraydaki ikinci avlunun içinde ve arka bahçelerinin üzerine kurulmuş, yüzyıllar içinde genişlemiştir. Daire, saray’daki selamlıktan ve yönetim işlevlerinin gerçekleştiği diğer avlulardan yüksek duvarlarla ayrılarak özenle gizlenmiştir.

Harem’de üç yüzden fazla oda, dokuz hamam, iki cami, bir hastane, koğuşlar ve çamaşırlık vardır. 1665 yılında çıkan yangında büyük zarar görmüştür. Harem, günümüze ulaşan son biçimini, uzun bir zamana yayılan tadilatlar ve ilaveler sonucu almıştır. Harem’in genel yapısı, birbiri ardına sıralanan avlulardan oluşmaktadır. Bu avlular ile ayrılan kapı girişleri sonrasında koğuşlar, odalar, köşk ve hizmet binaları yer almaktadır.

 

Ziyaret Saatleri

Müze, Salı günleri hariç, her gün ziyarete açıktır. Ziyaret Saatleri Kış Sezonu: 26 Ekim - 15 Nisan arası Müze, Harem ve Aya İrini saat 09:00 - 16:45 arası ziyaret edilebilir Dikkat: Bilet gişeleri 16:00 da kapanmaktadır Yaz Sezonu: 15 Nisan - 26 Ekim arası Müze, Harem ve Aya İrini saat 09:00 - 18:45 arası ziyaret edilebilir Dikkat: Bilet gişeleri 18:00 de kapanmaktadır

İLETİŞİM

Adres: Sultanahmet, Fatih / İSTANBUL
Tel : (0212) 512 04 80
Faks : (0212) 528 59 91